sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

34 kişi kendisini tutuyor, 99 arkadaşı var.


şu an yaşadığı yer İstanbul. Özgür Ruh olarak çalışıyor.

Hayali Yaşam Panosu rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

ATATÜRK'ÜN GERÇEK ÖLÜM NEDENİ

Hafta sonu Ceyhan Mumcu'yu dinledim. Konu AB'nin Kemalizm'e bakışıydı. Konuşmasına Attila İlhan' i anarak başladı. Onun aydınlanma etkinliklerine editörlük yaptığından söz etti. 'Parola vatan, işareti namus' sözünü yeniden gündeme getirisini anlattı. Bu söz İzmir'de şehitlik anıtının ortasında Arapça harflerle yazılmış bir sözdü. Attila İlhan o yazının tozlarını parmaklarıyla silmiş, yeniden gündeme taşımıştı. Konuşmasının sonunda sorular - yanıtlar bölümüne geçildi. Ceyhan Mumcu'ya Attila İlhan'ın bir dergide yayınlanan kendisiyle yapılan röportajda 'Atatürk'ün nasıl öldüğü araştırılmalıdır' dediğini anımsattım. 'Bu sözünü onun vasiyeti kabul etmek gerekir. Sizin bu konuda bir bilginiz var mi?' diye sordum. Aldığım yanıtı okurlarımla paylaşmak istiyorum: Bir deniz tabip albayın bu konuda y aptığı doktora tezi vardır . Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı 'kinin' yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarindan Doktor Mim Kemal'dir. Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar'ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona' da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na götürülmüştü. Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi? Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935'de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. Efendim, gençlerimize terbiye o lur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım' denir ve kabul edilir. Arkasından Y eşilay icat edilir, tarih kitaplarına da böyle girer. Ceyhan Mumcu'dan bunları duyduktan sonra ne yapmam gerekir diye düşündüm. İlk isim bu bilgiyi okurlarımla paylaşmak. Şimdi bu bilgiler elimizde ve biz çocuklarımızı terbiye edeceğiz diye, yüce önderimiz hakkındaki bu yalanla O'nu halkımızın gözünde küçültmeye devam edecekmiyiz? Okul kitaplarından Atatürk'ü çıkartmak için elinden geleni yapan AB, bu düzeltmeyi yapmamıza izin verir mi? Demek ki kendi kitaplarımızı kendimiz yazmak zorundayız. En çok satılmakta olan 'Şu Çılgın Türkler' kitabi belli ki bir boşluğu dolduruyor. Demek ki; halkımız şiddetle kendi tarihiyle ilgili doğru bilgilere ulaşma ihtiyacı duyuyor.

Neyse ki Türk ulusu ATATÜRK' ünü hâlâ çok seviyor, hiçbir yalan O' nu gözden düşüremiyor!

hayaliyasam   16 Aralık 2008 18:28  

GERÇEKLERİ SAPTIMAK KİME NE KAZANDIRIR BİLİNMEZ AMA ATAMIZI KARALAMAK İSTEYENLER ATAMIZI ASLA YÜREĞİMİZDEN SİLEMEYECEKLER .
ULU ÖNDERİMİZ TÜM DÜNYANIN KABUL ETTİĞİ BİR LİDER .
HER NE YAPARSA YAPSIN BEYNİMİZDE,YÜREĞİMİZDE VE BİZLER ONUN ÇOCUKLARIYIZZZ VE BUNUNLA GURUR DUYUYORUZ..

hayaliyasam   16 Aralık 2008 18:29  

BAYRAM VE KURBAN İKİLEMİ SAÇMALIK BU........
gerçekten de bu saçmalık değil mi?
Bayram oluyor ve bizler bayramı kurban keserek, bir canlının hayatına son vererek kutluyoruz..
Kusura bakmayın ama ha kızları diri diri toprağa gömmüşsün, ha hayvan yerine insan kesmişsin ha da bayramlarda koyunları kurban etmişsin; benim için hiç farketmez. Hepsi de geri kalmışlık örneği....

Elbette birçok arkadaş " hayvan değil de insan mı kesilsin?" deyip, burada BENİ sorgulamak isteyecektir ancak konuya bakılması gereken açı bu değil...
Yani,arkadaşlar ; şimdi biz bir şeyleri kurban etmek zorunda mıyız?
Yani her bayramda birisi bizi tehdit mi ediyor, ille de bir şey keseceksin diye?
Yooo... O zaman, ne koyun keselim, ne koç keselim, ne de sığır keselim.

Mesele, bir şey kesmekse. Ne kesilebilir? He buldum. Karpuz keselim bence. :)))
Müslüman halkımız, kurban bayramlarında karpuz kurban etsinler. Hem tatlı hem de mantıklı.

İslam dinini bildiğiniz üzere batı toplumları genelde "geri" olarak tanımlıyor.
İslami ülkelerin bence geri kalmasının nedenlerinden birisi de bu ilkel alışkanlıklarımız.
Mesela dediğim gibi her dini bayramda karpuz kesilse ne kadar hoş olur öyle değil mi? Koyunun kırmızı kanı yerine, karpuzun tatlı suyu aksın sokaklarımızdan. O ne öyle ya kan man...

*****İŞTE ÖNEMLİ OLAN BU... :****
İSLAM DİNİ ; YARADILAN CANLILARA EZİYET ETMEK İÇİN ÖZEL KILINMADI..
AYRICA YARADANIN KENDİ YARATTIKLARINI KENDİSİNE KURBAN ETMEK İSTEYECEK KADAR KÖTÜ OLACAĞINA İNANMIYORUM..
BUNA İHTİYACIDA YOK ZATEN...
BU NASIL BİR İKİLEM BU NASIL BİR DOĞRULUK ..!!!!
TEMELİNDE SEVGİ OLAN, VİCDAN OLAN BİR DİN DE YARADANIN YARATTĞI CANLIYA YARADAN İÇİN KURBAN EDİLMESİ ...
NEYSE YORUM SİZİNNN ARKADAŞLAR....''''

DİP NOT:
İşin bir de duygusal boyutu var elbette. Benim de akrabalarım gözlerimin önünde bolca kurban kesmişlerdir.
. Ben o koyunların boynu kesilirkenki çırpınışlarından neden bahsetmeyeyim ki şimdi? Kesilmeden önce kesileceğini anlayıp da etrafa çaresizce bakan koçtan neden bahsetmeyeyim ki şimdi?
Ya kardeşim, insan gibiler bunlar ya. Onların da canı var. Onların da canı acıyor, onlar da "yaşamak" istiyor.

hayaliyasam   07 Aralık 2008 11:29  

DURAN ADAM SADECE GERİYE GİDEN ADAMI GECER :) Bazen doğru duruşlada ilerlemiş sayılırız,

SİZCE..............???????????????????

hayaliyasam   04 Aralık 2008 20:16  

haber saldım dört bi yana karanfiller susuz kalmış muhabete dost ararım bu sehri melekler sarmış

hayaliyasam   04 Aralık 2008 09:24  

Enerjinizi kullanmayı öğrenin
Prof. Yıldız Batırbaygil
Beyin öyle bir güçtür ki..
Kafadan geçen her düşüncenin Allah katında bir talep olduğuna inanıyorum
iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve
hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza
yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız ve böyle korkularınız varsa eğer sakın
araba kullanmayın…

Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir
şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz
şunu düşünürsünüz –onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor –
Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu andırmıyor mu?

Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde
hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk,
işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini
söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yni dostlarla da sohbetin
güzelliği , keyfi kalmadı.Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para
isteyecekmiş gibi.Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin,
sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın,
ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz.

Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi
hastalıktan korkup ,çağırıyorsanız size onu getirir.

Sürekli param yok deyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir
birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesapta olmayan mecburi
harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.

Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.

Çevrenize bakın örneklerni çok göreceksiniz.

Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın…….
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.

Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir. Neyi severseniz
sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.

Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine deydirsin. Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif birortamda büyütmeye çalışın,

Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin. Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar. Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
Neden ? Ne zaman göstereceksiniz? Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde
göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?

Beyin öyle bir güçtür ki , insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir. Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,

Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.

Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin .Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler. Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi?

Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.

Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .

Ama şu anımı biliyorum,ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde değerlendiririm.

Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.

Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün.

Dün, bugün,yarın diye…
Biz ani stresleri çok severiz.

Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur.
Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız,
hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?

Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli.

Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın.
Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi azalsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.
Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim

hayaliyasam   26 Kasım 2008 11:47  

hayaliyasam bilgi paylasım rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

Müsait Olunca Beni Severmisin?

İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:
-Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
- Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.

Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda... Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

-Sana yardım edeyim mi ? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı:
-Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok yorgunum zaten.

Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
-'Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..'
diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

—Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

—Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.

Bu kelimeden nefret ediyordu.'Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken'....

—Anneciğim sen yorulma, diye...

—Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.
Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

—Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak
tavşan kafası yaptı.

''Bak deli tavşan'' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür
dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça
kanepeden aşağı sarktı.
Sonra ışıklar geldi.

Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.

Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
— İşin bitince beni sever misin anne? dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

******
Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim. Hayat telaşına kaptırıp kendimizi, sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.
Unutmayalım ki, yaşamın en güzel yanı sevgidir.

Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir

hayaliyasam   26 Kasım 2008 11:49  

evet katıldığına sevindim bana...

hayaliyasam   18 Aralık 2007 22:53  

(DÜRÜST'lük insan olma özelliğidir.Kişi sadece kendini kandırır YALANLAR' ı ile........)

non person   29 Kasım 2007 00:37  

bir sanrıdan ziyade, baya aynı doğrultudasınız üstüme vazife olmadan burdan araya giriyorum, naçizane, hani yürüdüğün hangi yol olursa olsun bi şekilde eninde sonunda vardığın şey sen, etraftaki herşeyi ve her durumu tüm varoluşu ile kabul etmek ve saf halinle var oluşundan mutluluk duymak olucaktır, o yuzden bilmiyorum hala 2007 yılında bu sürecin bin türlü yolunun detaylarını muhakeme etmekten beş, yüzeysel farklılıklar ve bunların üzerine savaşmaktan kırkbeş, duyurup bahsetmekten üç adım daha öteye varabilmeli olay. bir şekilde halen 3 kuruşluk aklı olan insanlar olarak, mevzuyu kavrayıp güzel mavi topumuzun üzerinde mis gibi ömürlerimizi geçiriyor olabilirdik, bir mücadele söz konusu ise, bu mucadele hücresel bazda çoktan verilmiş, ve herbirimiz kendi mücadelesini başarmış hücrelerin etrafına gelişmiş varlıklar olarak, ömrü bu mücadelenin galibiyetinin kutlaması ile toplumlar olarak gayet rahat ve harmoni içinde de geçiriyor olabilirdik.

Jose Salvador   16 Eylül 2007 04:17  

aslında tam olarak anlatmak istediğini anlamadım..
algıladığım sonuçta farklı kelimelerle aynı şeyi paylaştığımız doğrultusunda
daha açık olursan sevinirim..

hayaliyasam   16 Eylül 2007 14:05  

İLK SEBEP olması sebebiyle,kendilerine varlık verdiği tüm şeyleri bilen BİR Allah aynı zamanda mutlak akıldır da. O'nu tam olarak kavrayamıyışımızda O'nun gibi davranışlarımızın aynı anda hem öznesi hem de nesnesi olamayışımızdan ileri gelir. Dolayısıyla burada kodlamalarımızın,şartlamalarımızın yanlışlığı gelmez kodlamalar doğru olsa körü körüne değil baka baka bile sorgulasanız İLK'in dışındaki bir sebepli bir varlık olarak, sebepsiz varlığı onun dağıttığı akıl miktarı dışında anlayamazsınız. Aristo düşüncesinde olduğu gibi, İbn Sina düşüncesinde de kendisiyle VAROLAN ve kendi ÖZÜNÜN sebebi olan yani (Vacib) Varlık Allah salt düşüncedir. Kendini bilir, sonra genel bir şekilde dünyayı bilir; yani öz olarak düşünebilen her şeyi bilir. MÜMKÜN varlık insan o zaman Schoun'un da dediği gibi "kalbin aklın anlayamadığı nice akıllarıyla" Allah'a gitmeye çalışır.

dulcineay   09 Eylül 2007 10:48  

kelimelerimiz farklı olsada anlatmak istediğimiz şeyler aynı doğrultuda gidiyor sanırım.
bu da insanın yaşadıkları ve deneyimleri ile orantılı olduğu için olmalı...

hayaliyasam   11 Eylül 2007 08:21  

Bir şahsın gölgesinin o şahıs olduğu söylenemez. Olsa olsa o şahsı misal eder. Yani Herşey Allah'tır değildir. Allah'tan'dır denir.

"Her varlık Allah'dan bir görünüş, bir eserdir ama Allah'ın kendisi değildir ama ondan başkası da değildir" der şeyh-i ekber İbn-Arabi

moonmeer   08 Eylül 2007 16:24  

HAKLISIN
saflığa özlüğe eriştiğinde bütündeki yerini alacaktır

hayaliyasam   08 Eylül 2007 21:33  

Ben sizden okuduklarımı belki de yanlış anlıyorum bilmiyorum ama Tanrı'dan parçalar olmak, ya da O gibi olmak meselesini kabul etmiyorum. Yani O'nun sıfatı RAB aynı sıfatı, farklı derecelerle de olsa paylaşamayız. O'ndan tecelliler olur ama biz varken O tam olarak olmaz. Tanrının nefesini taşımamızla, herhalde O gibi olmak ayrı şey.Yani bu ölçeklenebilir birşey değil. Kaldı ki Peygamber Efendimiz bile(a.s.) "Seni hakkıyla bilemedik Allah'ım diyor". Bu bize göre ya da bana göre zor bir konu. Bilemeyeceğimizi idrak sınırımızın O'nu almayacağını bilmemize rağmen bunun utancından ya da ezikliğinden acı çekiyor olmamız mantığımız bunu almasada O'nun sonsuz hikmeti karşısında boyun eğişimizdendir. Aklımızı mantığımızı atıyoruz bir kenara. Bu bir imani kabulleniş. İnsan-ı Kamiller derece derece kendilerini hiç görüp varlık aleminde yok olabildikleri ölçüde onların nefislerinden eser yoktur ortada "O" vardır. Yani tanrının mutlak varlığını ikilikte tanıyamayız, iki varken bir olamaz. Birliği anlatmak için, bence yok olanların yokluğunu anlatmak için Allah "Gören gözleri, işiten kulakları olurum" diyor. Bu ermiş insanların gözlerinden kulaklarından bahsetmiyor kendinden bahsediyor Allah. "Bilinmeyi istedim diyor" Varlıklar O'nun için bir ayna. Mesele bu aynanın ne kadar saf olduğu ile ilgili. Eğer nefsimiz devam ediyorsa ne bütünüyle O'yuz ne de O'nun dışındayız.

dulcineay   08 Eylül 2007 11:01  

canım haklısın bu zamana kadarki dini inançlarımız ,kodlamalarımız,şartlandırılmalarımız bizi körü körüne inaçları sorgulamadan kabul etmeye yönlendiryor..
evet tanrı inanılmaz birgüç hiç birşey yaratılmadan o vardı..
ve " O" BİZİ KENDİ özünden yaratmıştır..
düşünsene düşünebilen,idrak eden farkındalığı olan tek canlı turu insandır..
insanın yapacağı hiç bir ibadete,hiçbir koşullara bağlı uygulamalara tanrının ihtiyacı yoktur.
sadece o bize saf olan kendinden olan "SEVGİ" enerjisinle bütünün hayrına olan farkındalığa kavuşmamızın yollarını gösteriyor..
evrende özgür iradenin hakim olduğu bir işleyiş hakimdir.
tanrı cezalandırıcıda değildir herşeyi sevgi ile yaratmış bir gücün yarattığını cezalandıracak olması mümkünmü sence..
ben ce yapılacak en güzel şeyy yüreğinin sesini dinlemek en doğru cevapları sana iç sesin yüreğin verecektir..
ışık yolunu aydınlatsın
sevgi ile sevgide kal

hayaliyasam   08 Eylül 2007 21:32  

Bence Tanrı karşısında hiçlik neyse biz o'yuz. Tanrı gibi olamayız. Evet onun sıfatlarıyla sıfatlanırız, iyi-kötü merhametli, cabar, zalim, öç alan, seven, nefret eden tüm bunlar ondan bize tecelliler ama O RAB biz ise kuluz, Tanrı'dan parçalar olamayız yani matematiksel bir parça bütün durumu değil bu. Bize bildirdiği; bu alemdeki maceramız, buraya gelmeden önce ezelde bizleri ruhlar aleminde yarattığı "ol" dediği anda "Ben sizin rabbiniz değil miyim" sorusuna "evet sen Rabbimizsin" cevabını verdiğimiz andan başlar. Bilirsiniz Mesnevi'de bir kamışın sazlıklardan koparılıp ney haline getirildiği hikayeyle ve neyin ayrılık acısıyla başlar. Bu dünyada ise bize verdiği nefisle bilir tanırız O'nu. Bir hadis-i şerifte "Nefsini bilen Rabbini bilir" der Hz.Peygamber. Fakat Allah'ı bildikçe, tek varlık olduğunu değişmez, sonlu olmayan tek ve yüce varlık olarak büyüklüğünü kabul ettikçe O'nun varlığı karşısında kendimiz diye birşeyi becerebilirsek kabul edemeyiz. Ama bu ulaşılabilecek en büyük mertebedir. Herkeste böyle yanacak kuvvet olmaz.

dulcineay   07 Eylül 2007 20:44  

hiçlik insanların yarattığıdır..hiçlikten varlık olmaz ama var olandan hiçlik yaratılabilir.
nefsini bilen rabbini bilir nefis özün eğitilmiş ,farkındalığa erişmiş şeklidir.yani öz demek tanrıyı bilmektir.tanrıyı bilmek ise ondan olanı onun özelliklerini keşfetmektir.
bizler bütünün parçasıyız ona döneceğiz saf olarak
mertebe farketmektir kendini özünü

hayaliyasam   07 Eylül 2007 22:44  

Zaten Allah insana kendi ruhundan üfleğini söylüyor. Allahla birolan insan-ı kamiller için "onların gören gözü, işiten kulağı ben olurum " diyor. Yani bence biz ne Tanrının kendi özelliklerini taşıyan küçük küçük parçalarıyız ne de ondan gayriyiz .

aşşağıda yazdığını kopyaladım burdaki fikrin ile aşağıdaki çelişmiyormu sence..???

hayaliyasam   07 Eylül 2007 22:48  

TANRI İNSANI NASIL YARATMIŞTIR....??
tanrı insanı kendi suretinde yaratmıştır.
kendi biçimi,zekası,kendi göz ve kulakları değil
MUTLAK İÇE DÖNÜKLÜĞÜ İLE yaratmıştır.
TANRInın sureti budur.insana kendini yanlız hissettiren TANRI benzerliğidir.
iyiliğin dışarı çıkamaması,kendini bu dünyada var edememesi bu yanlızığı doğrulamaktadır..

hayaliyasam   05 Eylül 2007 20:48  

YAŞAMIMIZIN NİHAYİ AMACI NEDİR..??
AMAÇ: yaşamımızı tek bir bakış açısı ile değil,sonsuz görüş aciları ile görebilmektir.
CANLI olmanın tek amacı TANRI gibi olmaktır.
iyi olmak,cömert,nazik olmak,dua etmek ve diğer yaptığımız tanrıya yakın olmak için herşey izlenecek İKİNCİL ÖNEME sahiptir.
bunlar sadece; güvenli oynamak adına insanın yarattığı şeylerdir.
talimatları uygulamak,iyi , nazik,sevkatli, cömert olmak kişiyi tanrıya götürmez..
Zaten TANRInın bir parçası olduğumuzda , TANRI gibi olduğumuzda iyi,nazik,sevkatli gibi meziyetlere sahip olmak kaçınılmazdır.
bunlar TANRISAL olan ÖZELLİKlerdir..

hayaliyasam   05 Eylül 2007 20:34  

Zaten Allah insana kendi ruhundan üfleğini söylüyor. Allahla birolan insan-ı kamiller için "onların gören gözü, işiten kulağı ben olurum " diyor. Yani bence biz ne Tanrının kendi özelliklerini taşıyan küçük küçük parçalarıyız ne de ondan gayriyiz .

dulcineay   06 Eylül 2007 21:46  

peki neyiz sence veya ne olmalıyız

hayaliyasam   06 Eylül 2007 22:52  

BLOGLARIM rss kaynağı

adresi: http://hayaliyasam.sosyomat.com/blog
0 yorum var - 16 Aralık 2008 18:58 yazılmış
1 yorum var - 16 Aralık 2008 18:31 yazılmış
6 yorum var - 07 Aralık 2008 11:29 yazılmış
1 yorum var - 26 Kasım 2008 11:49 yazılmış
0 yorum var - 26 Kasım 2008 11:48 yazılmış

gruplar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. Atatürk

    Atatürk

    7916 üyesi var. üyelik serbest.
  2. Aşk

    Aşk

    3503 üyesi var. üyelik serbest.
  3. felsefe

    felsefe

    2920 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  4. psikoloji

    psikoloji

    1934 üyesi var. üyelik serbest.
  5. Mevlana

    Mevlana

    958 üyesi var. üyelik serbest.

1 2 3 ... 5


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ

ARKADAŞLARININ EKLEDİKLERİ


pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage